Knidos

Knidos, Muğla ili Datça ilçesinde bulunan antik kent.

Knidos önce bugünkü Datça ilçe merkezinin 1.5 km kuzeydoğusunda Dalacak burnu üzerindeki Burgaz mevkiinde kurulmuştu. Sonra Yarımadanın batı ucundaki Tekir Burnu üzerine taşındı.

Knidos; bilim, mimarlık ve sanatta da oldukça ileri bir kentti. Tarihin büyük astronomi ve matematik bilimcisi Eudoksus, doktor Euryphon, ünlü ressam Polygnotos ve dünyanın yedi harikasından biri sayılan İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostratos burada yaşadı.

Doktor Euryphon ve öğrencileri zamanının ikinci büyük tıp okulunu Knidos’ta kurdular. Eudoksus’un geliştirdiği ve dönemin büyük buluşu olan güneş saati, ören yerinde bugün de görülebilir.
🦋
Knidos or Cnidus (Greek: Κνίδος, Greek pronunciation: [knídos]) was an ancient Greek city of Caria and part of the Dorian Hexapolis, in south-western Asia Minor, modern-day Turkey. It was situated on the Datça peninsula, which forms the southern side of the Sinus Ceramicus, now known as Gulf of Gökova. By the 4th century BC, Knidos was located at the site of modern Tekir, opposite Triopion Island. But earlier, it was probably at the site of modern Datça (at the half-way point of the peninsula).
It was built partly on the mainland and partly on the Island of Triopion or Cape Krio. The debate about it being an island or cape is caused by the fact that in ancient times it was connected to the mainland by a causeway and bridge. Today the connection is formed by a narrow sandy isthmus. By means of the causeway the channel between island and mainland was formed into two harbours, of which the larger, or southern, was further enclosed by two strongly built moles that are still in good part entire.

 

 

d364a-18238852_839827012833610_6560909143329495182_o

18222338_840349529448025_5297017457381371729_n

Reklamlar

Kiz Kulesi

Kız Kulesi, hakkında çeşitli rivayetler anlatılan, efsanelere konu olan, İstanbul Boğazı’nın Marmara Denizi’ne yakın kısmında, Salacak açıklarında yer alan küçük adacık üzerinde inşa edilmiş yapıdır.
Üsküdar’ın sembolü haline gelen kule, Üsküdar’da Bizans devrinden kalan tek eserdir. MÖ 24 yıllarına kadar uzanan tarihi bir geçmişe sahip olan kule, Karadeniz’in Marmara ile birleştiği yerde küçük bir ada üzerinde kurulmuştur. Bazı Avrupalı tarihçiler buraya Leander Kulesi derler. Kule hakkında pek çok rivayetler bulunmaktadır.
🦋
The Maiden’s Tower (Turkish: Kız Kulesi), also known as Leander’s Tower (Tower of Leandros) since the medieval Byzantine period, is a tower lying on a small islet located at the southern entrance of the Bosphorus strait 200 m (220 yd) from the coast of Üsküdar in Istanbul, Turkey.

 

 

 

Adsız

Safranbolu Baska bir diyar…

19478061_10154750950523157_1297199709_nSafranbolu, geleneksel Türk toplum yaşamının özelliklerini kent ölçeğinde yaşatan, tarihi ve kültürel eserlerini tüm insanlara sunan bir örnek bir kenttir. Sahip olduğu zengin kültürel miras ve bu mirasın korumadaki başarısı Safranbolu’yu bir dünya kenti ününe kavuşturmuş ve UNESCO tarafından Dünya Miras Listesi’ne alınmasını sağlamıştır.

Daha çok Eski Türk Evleri ile tanınan Safranbolu, tarihi boyutuyla, doğal güzellikleriyle ve kent ölçeğinde korumacılıkta örnek oluşturmasıyla gün geçtikçe daha çok ilgi görmektedir. 1200’ü koruma altında olan sayısız kültürel eseri bulunan Safranbolu, bugün kent ölçeğinde en iyi korunan yer olarak anılmaktadır.

Tarihçe
Anadolu’nun kuzeybatı kesiminde, tarihte Paphlagonia olarak adlandırılan bölgede bulunan Safranbolu’nun bilinen tarihi M.Ö. 3000 yıllarına kadar uzanmaktadır.Adını, kendi ağırlığının yüz bin katı kadar sıvıyı sarıya boyayabilen safran bitkisinden alan Safranbolu, tarih boyunca pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Bunların başlıcaları Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluklarıdır. Safranbolu’nun Türkler tarafından kesin olarak alınışı 1196’da olduğu bilinmektedir.

Safranbolu, tarihi geçmişinde, en üstün ekonomik ve kültürel düzeyine Osmanlı döneminde ulaşmıştır. Kentin 17. yy.da İstanbul-Sinop kervan yolu üzerinde önemli bir konaklama merkezi oluşu, bölgede ticaretin gelişimine olanak sağlayarak yöreyi hızla zenginleştirmiştir. Bu dönemde İstanbul ve Kastamonu ile yoğun ilişkiler yaşamış, Osmanlı Sarayından ve devlet adamlarından bazıları kente önemli eserler bırakmışlardır.

İklim

Safranbolu’da iklim, Karadeniz iklimi ile İç Anadolu iklimi arasında geçiş özelliği gösterir. Yazlar sıcak, kışlar soğuk, baharlar ılık ve serin geçer. İlkbahar ve sonbahar oldukça uzundur.

ULAŞIM

Karayolu : Safranbolu’ya karayolu ile üç ayrı yönden ulaşmak mümkündür. Ankara-İstanbul karayolunun Gerede kesiminden ayrılarak 80 km. sonra Karabük’e varılır. İlçenin kuzey yönünde Bartın ili ile ve doğu yönünde Kastamonu ili ile bağlantısı vardır.

Demiryolu : Karabük il merkezine kadar demiryolu ile ulaşım mümkündür. Karabük – Zonguldak arası ulaşım için demiryolu ulaşımı tercih edilebilir.

Havayolu : En yakın havalimanı Ankara Esenboğa’dır (240 km)

NE YENİR?

Kentte Evlerin restorasyonu ile oluşturulmuş pek çok yeme-içme ve eğlence mekanları bulunmaktadır. Akşamları Çarşı bölgesinde yoğunlaşmış eğlence mekanlarında canlı müzik dinlenebilir. Gözleme, kuyu kebabı, yayım makarnası, su böreği ve ev baklavası bulunabilecek yöresel yemeklerdendir. Her zaman taze satılan, fındıklı, şamfıstıklı, güllü ve safranlı çeşitleri bulunan Safranbolu Lokumu, Safranbolu Evleri kadar ünlüdür.

NE ALINIR?

Safranbolu’da geleneksel el sanatları hala yaygın olarak üretilmektedir. Yemeni (ayağa giyilen deri ayakkabı), Bakırcılar çarşısındaki bakır eşyalar, ahşap oymalar bunların başında gelir. Çarşı bölgesindeki bütün sokaklarda ve Arastada hediyelik eşyaların bulunabileceği pek çok dükkan vardır. Kastamonu dokumalarından yapılmış giysi ve örtüler, ahşap, seramik ve deri eşyalar, Safranbolu evi maketleri alınabilecek hediyelik eşyalardandır.

 

 

 

YAPMADAN DÖNME

Hıdırlık Tepesinden fotoğraf çekmeden

Müze evleri gezmeden,

İncekaya Su Kemeri ve Yörük Köyü’nü görmeden,

Eski evlerde konaklamadan

Mini arabalarla kent turu yapmadan..

Gözleme ve lokum yemeden,

Eğlence yerlerinde fasıl dinlemeden,…

Dönmeyin.

 

 

 

Edirne

Türkiye ile Yunanistan arasındaki Tekirdağ’ın kuzeyinde yer alan Edirne yıllar boyu Osmanlı başkenti, 18. yüzyılda ise Avrupa’nın en büyük yedi şehrinden biri olmuştur.100 yıl kadar bir süre Osmanlı İmparatorluğunun başkenti olması buradaki tarihi ve mimari açıdan önemli yapıların sebebidir. Edirne, camileri, dini kompleksleri, köprüleri, eski pazar yerleri, kervansarayları ve saraylarıyla yaşayan bir müzedir.

Edirne’nin en eski halkı, Traklar soyundan Odrisler’in yörede, Meriç ve Tunca ırmaklarının birleştiği bugünkü Edirne’nin bulunduğu yerde bir kent kurdukları bilinmektedir. Odrisler’den sonra yöreye egemen olan Makedonyalılar Dönemi’nde kent, büyük bir olasılıkla Odris yada Odrisia adının değişmesi sonucu, Orestia/Orestas olarak anılmaya başlanmıştır.

İS II. yy’ da Roma İmparatoru Hadrianus, (117-138) Orestia Kasabası’nın stratejik önemi nedeniyle buraya kent statüsü verdi ve kendi adını koydu. Böylece, Roma Dönemi’nde kent Hadrianopolis/Hadrianupolis/Adrianupolis/Adrianapolis adlarıyla anıldı. Adrianopolis zamanla Adrianople/Adrianopel olarak değişti. Osmanlı dönemi başlarında Edrinus/Edrune/Edrinabolu/Endriye diye anıldı. 1476’da yazılan Aşık Paşazade Tarihinde kentin adı Edrene olarak geçer. XVI.yy başlarında kentin Edirne olarak adlandırıldığı görülür. Edirne 1361 yılında I.Murat tarafından fethedilmiş ve İstanbul’un alınışına kadar 92 yıl boyunca Osmanlı Devleti’nin başkenti olmuştur.

Karasal bir iklime sahiptir. Kışlar, Akdeniz iklimi etkisini gösterdiği zamanlarda ılık ve yağışlı, kara iklimi etkisini gösterdiğinde de sert ve yağışlı geçmektedir. Yazlar sıcak ve kurak, bahar dönemi yağışlıdır. İlde en sıcak aylar, Haziran, Temmuz, Ağustos en soğuk aylar ise Aralık ve Ocaktır. Yaz ayları ortalama sıcaklığı ise 23,4 Cc dir.

IMG_0771IMG_0774IMG_0799IMG_0802IMG_0811IMG_1956

Çanakkale / Kaz Dağları

Kaz Dağları, ülkemizin en önemli zenginliklerinden biri bana göre. Antik dönemlerden bu yana pek çok efsaneye konu olan ve İda Dağı olarak da bilinen Kazdağları, “Tanrıların armağanı” olarak tasvir edilen tam bir doğa harikası.

Şehrin korkunç havasından kurtulmak için yapabileceğiniz en iyi şey Kazdağları’na kaçmak. Zeytin bahçeleri, kızılçam ve daha da yükseklerde meşe ve karaçam ormanlarıyla kaplı bu güzel coğrafya, Ege’nin yakıcı sıcağından bunalanlar için tam bir kaçış yeri. Öyle ki yaz ortasında bile geceleri serinlikten dolayı ürperiyorsunuz.

Kalabalık tatil ortamlarından uzak, sakin, huzurlu, dingin bir ortamda tatil yapmak isteyenler için Kazdağları her mevsim gidilebilecek bir coğrafya. Karpuz çatlatan soğuk kaynaklar, cıvıl cıvıl kuş sesleri ile kaynaşan şelale sesleri, şehirlerin boğucu gürültüsünden uzak huzurlu bir ortam sunuyor kendisine sığınanlara. Serinlikle misafirlerine yaz sıcağını unuttururken, şifalı kaynaklarından mutluluk ve huzur sunuyor.

Dünyanın ilk güzellik yarışması Kazdağları’ndaydı

İzmirli Şair Homeros İlyada adlı eserinde Kazdağları’ndan “Bol pınarlı vahşi hayvanların anası” olarak söz etmiş. Afrodit, Hera ve Athena’nın katıldıkları, Truva Savaşı’na yol açan o meşhur güzellik burada yapıldı. Zeus burada doğdu, tanrılar Truva Savaşı’nı buradan izledi ve karısı Hera ile bu dağda evlendi. Troya Savaşı’nın baş aktörlerinden Paris bu dağlarda çobanlık yaparmış. Nuh’un gemisinin İda’da olduğunu söyleyenler de var. Sarıkız efsanesi ise bugün hala dilden dile dolaşıyor.

Zeus, düzenlediği bir toplantıya tanrıça Eris’i çağırmaz. Bunun üzerine Eris, toplantıya altın bir elma gönderir ve bunun “en güzel tanrıçaya” verilmesini ister. Athena, Hera ve Afrodit altın elmanın kime verilmesi gerektiği konusunda anlaşmazlığa düşünce Zeus, tanrıçaları Paris’e gönderir ve en güzel tanrıçayı Paris’in seçmesini ister. Afrodit, Paris’e kendisine eş olacak en güzel kadını (Helen) bulacağını vadeder ve Helen’i Paris’e aşık eder. Paris, altın elmayı Afrodit’e verir. Paris, Sparta’yı ziyaretinde Helen’e âşık olur ve iki âşık birlikte Truva’ya dönerler. Helen evlidir ve bu durum bir savaşı başlatmış olur.

Kaz Dağları, kendine özgün zengin doğası, kültürel zenginlikleri, kanyon ve şelaleleri, derin vadi ve nehirleriyle ekoturizm adına tam bir cennet. Deniz, güneş, kum üçlüsü dışında tatil ve keşfetmenin ülkemizdeki en güzel rotalarından birisi bana göre. Mitolojik öykülerin anayurdu dağların bağrında saklı köyleri ziyaret edin.

Kazdağları Gezilecek ve Görülecek Yerler

Balıkesir’in Edremit’in kuzey batı istikametine düşerken, Kazdağları’nda görülmesi gereken yerler o kadar çok ki, hakkıyla gezmek için en az 1 haftanızı ayırmak gerekiyor. Park sınırları içerisinde PınarbaşıHasan Boğuldu ve Sutüven Şelalesi Kazdağları görülmesi gereken yerler arasında ilk sırada.

Kaz Dağları’na nasıl gidilir

Türk Hava Yolları, AnadoluJet, Borajet ve Pegasus Havayolları ile İstanbul Atatürk ve Sabiha Gökçen Havalimanlarından Balıkesir Edremit Koca Seyit Havalimanı’na haftanın her günü 55 dakika süren aktarmasız uçuşlar bulunuyor.

İstanbul’dan 507 km uzaklıkta yer alan Kaz Dağları‘na, feribot kullanarak Bandırma, Mudanya veya Yalova’ya iki saat süren seyahatle geçilerek, karayoluyla ulaşım mümkün.

10662173_879157082132796_3884171555790385307_o
Yörenin tatlı teyzesi
Çanakkale
Seyit on Başı Anısına
IMG_5007
Şehitlik
Kaz Dağları
Kaz Dağları
11717344_879161338799037_5778856244267848199_o
Kaz Dağları
10562711_879169172131587_2477636599702232203_o
Yollarda …

Yalova

Yalova Tarihçe:
Yalova’nın Tarihi ve Tarihçesi
Arkeolojik kazılarda başlı başına bir tarih araştırması yapılmadığından antik çağda Yalova ve yöresi hakkında kesin ve net bilgilere sahip değiliz. Ancak bölge tarihiyle birlikte yorumlandığında Hitit dönemine kadar uzandığı tahmin edilmektedir. Başlangıçta kesin bilgiler olmadığı için tek başına tarihini ortaya çıkarmak mümkün olmamıştır. Buluntulardan edinilen varsayımlara göre Yalova Prehistorik çağda bir geçit yeridir. Bu bölgede M.Ö. 1200 yılında Frigler, M.Ö. 700 yıllarında da Bithynler egemen olmuşlardır. M.Ö. 74’te Roma’lıların yönetimine giren yöre, MS.395 yılında Roma ikiye ayrılınca Yalova, Doğu Roma yani Bizans sınırları içinde kalmıştır. Bugünkü Yalova Kaplıcaları’nın tarih içinde önemli bir yeri vardır.

1075 yılında İznik’i alarak başkent yapan Kutalmışoğlu Süleyman Şah kısa sürede Yalova, Karamürsel ve İzmit’i de alarak İstanbul kapılarına dayandı. Ancak 1086’da Süleyman Şah’ın ölümünden sonra başlayan Haçlı seferleri sırasında tüm bölgeyle birlikte Yalova’da büyük yıkıma uğramıştır. 27 Temmuz 1302 tarihinde yapılan Bafeus Muharebesinden sonra Yalova ve civarı kesin olarak Türk hâkimiyetine girmiştir. Bafeus Muharebesinin bugünkü Altınova yakınlarında olduğu bilinmektedir.

Yalova’nın Osmanlı topraklarına katıldığı dönemde buralarda Rum ve Ermeni nüfus hakimdi. Giderek Müslüman Türk nüfus artmaya başladı. Yalova 1867’de Bursa Merkez Sancağına bağlı bir kaza iken 1901’de bağımsız İzmit Sancağına bağlandı. Kurtuluş Savası sırasında Yunan Askeri birliklerince işgal edilen Yalova, verdiği büyük mücadele ile 19 Temmuz 1921 tarihinde düşman işgalinden kurtulmuştur. Kurtuluş Savaşı sonrasında 19 Ağustos 1929 tarihinde ilk defa Yalova’ya gelen Atatürk, Termal’in yeniden ihya edilmesini sağlamıştır.

Yalova’yı adeta yazlık başkent yapan Atatürk‘ün isteği üzerine 1930’da İstanbul ilçeleri arasına katılan Yalova, 1995 yılında ise İstanbul İl’inden ayrılarak müstakil il yapılmıştır. Yalova’nın, 5 Haziran 1995 tarih ve 550 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnamenin, 6 Haziran 1995 tarih ve 22305 sayılı Resmi Gazetede yayınlanması ile il statüsüne kavuşması ile Yalova ilçesi Yalova İli’nin merkez ilçesi olmuştur.

 

Datça

Datça Marmarisin 75 kilometre güneybatısında Ege ve Akdeniz’in kesişmesi noktasında konuşlu sakin bir sahil kasabası.
Datça’nın üç tarafı da deniz ile çevrili. Muhteşem doğa, bakir koylar ve berrak denizi ile Datça tatilcileri ağırlamakta.
Datça yarımadası boyunca yaklaşık 52 adet koy bulunmakta. Güneyde Hisarönü Körfezi ve kuzeyde Gökova Körfezi ile birlikte yarımadanın doğal güzellikleri görülmeye değer. Marmaris-Datça yolu bu açıdan çok güzel bir yolculuk imkanı sunmakta. Bir tarafta Gökova Körfezi, diğer tarafta Hisarönü Körfezi eşliğinde Datça’ya gitmek oldukça keyifli. Bu şekilde bir yolculuk nadiren görülür. Datça, balık, organik sebze ve meyveler, bal ve bademiyle meşhur. Ayrıca sualtı ortamı da dalgıçlar ve dalış tutkunları için ideal.

Dalyan’ın Çevresindeki Plajlar

Datça’ya en yakın plaj Taşlık, Kunlum ve Azganlı Plajları. Datça’dan Marmaris istikametine doğru 15 kilometrelik sahil boyunca her yerde yüzmek mümkün. Bölgedeki bazı plajlar ise mavi bayraklı statüde. 

 

Datça’nın Civarında Görülecek Yerler

 

Gebekum
Gebekum, Datça’ya dört kilometre mesafede bulunan ve yedi kilometrelik kum plajıyla meşhur. Kumsaldaki doğal hareketlilik sebebiyle plaj her yıl genişlemekte. Bölgedeki sığ sular aynı zamanda çevredeki adacıklara denizden yürüyerek gitme imkanı sağlamakta.

 

Kızlan Köyü

Kızlan Köyü, Datça’ya sekiz kilometre mesafede ve değirmenleriyle meşhur bir köy. Datça’nın en rüzgarlı bölgesi. Değirmenler görülmeye değer.

Kargı Koyu

 

Kargı Koyu, Datça’ya üç kilometre mesafede. Bölgede deniz muhteşem. Sahil boyunca bir kaç restoran ve bir pansiyon mevcut. Datça’dan minibüs ile ulaşım imkanı da var.

Domuz koyu
Domuz Koyu çok sakin ve huzurlu bir yer. Sakin bir tatil sevenler için ideal bir ortama sahip. Bölgede bungalov tesisleri bulunmakta. Çevre, doğa yürüyüşleri için de ideal. Koyun etrafında doğal oluşumla meydana gelmiş ilginç kaya ve mağaralar mevcut. Bölgede deniz oldukça sakin, güzel ve karşı yakadaki Yunan adaları görünmekte. 
%d blogcu bunu beğendi: